Mastitler yani memenin iltihaplı hastalıkları, emzirme döneminde ve emzirme dönemi dışında oluşabilmektedir. Emzirme dönemi dışında gelişen mastitler, granülomatöz mastit olarak isimlendirilmektedir ve memenin granülom ve apse formasyonları ile karakterize nadir görülen kronik bir iltihabi hastalığıdır. Granülomatöz mastitler de kendi içinde iki gruba ayrılırlar. Bunlardan spesifik granülomatöz mastit grubunu Wegener granülomatozu, sarkoidoz, parazit, mantar veya tüberküloz enfeksiyonu sonucu gelişen mastitler oluşturur. Diğer grup olan İdiyopatik Granülomatöz Mastit (İGM) grubunun nedeni ise hala muammadır. İGM 1972 yılında tanımlanmıştır ve öne çıkan önemi klinik ve radyolojik olarak meme kanseri ile karışabilmesidir. Sıklıkla 30-40’lı yaşlarda memede ağrılı kitle, kızarıklık, apse, iltihaplı akıntı ve koltuk altı lenf bezlerinde şişme şeklinde bulgu vermektedir. Hastaların başvuru yaşına bağlı olarak ultrasonografi, mamografi ve magnetik rezonans kullanılan görüntüleme yöntemleridir. Kesin tanı için ultrason kılavuzluğunda doku biyopsisi alındıktan sonra, histopatolojik değerlendirme yanı sıra, mikrobiyolojik inceleme yapılması gerekmektedir.

Günümüzde IGM’in tedavisinde standart kabul gören bir modalite yoktur. Uzun süreli antibiyotikler, steroidler ve kemoterapi ajanları gibi medikal tedavi ile başlanır ve ortalama tedavi 6-12 ay sürmektedir. Bu dönemde ilaçlara bağlı kilo alma, aydede yüzü, bufalo boyun, kıllanma, diabetes mellitus, hiperlipidemi, ödem, menstruasyon düzensizliği ve vücudun savunma sistemi baskılanmasına bağlı ikincil enfeksiyon riskinde artış görülebilmektedir. Medikal tedavinin uzun sürmesi ve yan etkiler göz önüne alındığında hastaların büyük bir kısmı cerrahi tedaviye başvurmaktadırlar. Apse drenajı ve memenin şeklinde bozulmaya yol açabilen geniş eksizyondan memenin tamamının alınması yani total mastektomiye kadar geniş bir cerrahi yaklaşım silsilesi vardır. Ne yazık ki genellikle cilt fistülleri ile seyreden iltihabi bir durum olması nedeniyle silikon takılması işlemi de eş seanslı olarak yapılamamaktadır. Kadın imajının önemli bir parçası olan memenin böyle basit bir hastalık nedeniyle kaybı hasta için çok ciddi bir üzüntü ve strese yol açmaktadır. Özellikle geniş eksizyon sonrası meme deformitesi gelişen hastalarda, estetik cerrahi girişim en az 6-12 aylık iyileşme sonrasında, hastalığın nüks etmeyeceğinden emin olunduktan sonra planlanmaktadır. Güncel modern tedavi yöntemleri sonrasında nüks olabileceği hem hasta hem de hekim tarafından bilinmelidir. Sonuç olarak, tedavide kullanılan ilaçların ciddi yan etkileri yanında cerrah seçeneğin memenin tamamen alınmasına kadar gidebildiği ve literatürde takip süresine bağlı olarak yaklaşık %67´lere ulaşan nüks oranları bildirilen trajik bir tablodur IGM.

20 yıllık meme cerrahisi hayatımda ekibimle beraber yüzlerce İGM hastası takip ettik, bir kısmına medikal tedavi bir kısmına da cerrahi tedavi uyguladık. Kür anlamında tama yakın başarı elde ettiğimiz hasta grubu yüzdesi düşüktür. Cerrahi uygulanan hastalarda 2-3 sene sonra bile nüks izlenebilmektedir. Bu bağlamda hastaya ve hekime yük olan bu kronik hastalığa tedavi bulma umuduyla yoğun araştırma ve çalışmalar yapmaya başladık. Modern tıbbın çaresiz kaldığı bu noktada geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını incelemeye aldık. Bu hastalığı yenmek için bir yandan vücudun savunma sistemini güçlendirmek ve bir  yandan da problemli bölgede kan dolaşımını artırmak ve kronik inflamasyonu engellemek gerektiğini düşünerek yola çıktığımızda karşımıza medikal sülük ve kupa tedavisi çıktı. Bunun literatüre girmemiş bir tedavi yaklaşımı olmakla birlikte geleneksel tıp uygulamalarında benzer iltihabi hastalıklarda uygulandığını farkettik ve bizde memenin İGM hastalığında denemeye karar verdik. Medikal ve cerrahi tedavi ile kür sağlayamadığımız, birbuçuk yıl takip ettiğimiz bir hastamız ile konuşup onun da onayını alarak, İlk olarak 2015 yılında bu tedaviyi uygulamaya karar verdik. İlk seans sonrasında bile gözle görülür bir sonuçla karşılaşmak bizi daha da cesaretlendirdi. 6. seans sonrasında memede muayene ve radyolojik görüntüleme ile geniş çaplı lezyon tamamen kaybolmuştu. Hem de hiçbir yan etki gözlenmeden. Bu gerçekten çok heyecan vericiydi.

Literatürdeki adı Hirudoterapi olan tıbbi sülük ile tedavi antik çağlarda Mısır hiyerogliflerinde de görülmektedir. Sülüğün salyasındaki ‘Hirudin’ denen pıhtılaşma önleyici ajan, 1904 yılında Haycraff tarafında tespit edilmiştir. 2004 yılında Amerika Sağlık Bakanlığı bazı uygulamalarda sülük tedavisini onaylamıştır. Hali hazırda dünyanın birçok yerinde damar hastalıkları, eklem hastalıkları, romatizmal hastalıklar ve yara iyileşmesi gibi birçok alanda güvenle kullanılmaktadır. İleri inclemelerde sülük salyasında lokal anestezik, analjezik, anti-inflamatuar, savunma sistemini güçlendirici, kan sulandırıcı, damar genişletici, anti mikrobiyal, vs yüzden fazla enzim tespit edilmiştir.

Geleneksel tıpta binlerce yıldır şifa amaçlı kullanilan bu küçük canlılardaki şifa potansiyelinin büyüklüğü, uygulama sonuçları geldikçe beni şaşırttiği kadar umutlandırdı da. Ve tüm önyargilarimdan arınarak kendime şunu sordum: Neden olmasın? Böylece medikal sülük tedavisi klinik pratiğimize girmiş oldu. Ancak, henüz yolun başındaydık. Uygulamalar 10 günlük aralıklarla yapılmakta olup, seans sayısı lezyonların durumuna göre kararlaştırılmakla birlikte klinik tecrübemizde en fazla 6-8 seans yapılması genelde yeterli olmuştur. Uygulanan sülükler steril ve daha önce hiç kullanılmamış sülüklerdir. Sülük tedavisine ek olarak immün sisteme destek olması amaçlı kupa tedavisi de yapılmaktadır. Bu, geleneksel yaklaşımın bir parçası olup sülük tedavisinin etkisini güçlendirildiği düşünülmektedir. Bu noktada hali hazırda süren bir çalışmamız vardır ve bu çalışmada kupa tedavisinin olumlu etkileri net olarak görmekteyiz. Kupa tedavisinin mekanizması tam olarak ortaya konulmamış olmakla birlikte savunma sistemini aktive ettiği düşünülmektedir.

İlk uygulama yaptığımız hastamız şu an takibinin 5. senesi içinde ve nükssüz mutlu bir hayat sürmekte. 2015’ten bu yana takibini yaptığımız medikal sülük ve kupa tedavisi uygulanan İGM hastası sayımız 50 civarını buldu. Bu hastalarda, ortalama 2-3 ay içerisinde meme lezyonlarının tamamının kaybolduğuna şahit olmaktayız. Hiçbir hastamızda yan etkiye rastlanmamakla birlikte nükse de rastlanmadı. Fizik muayenede saptanan bu bulgular radyolojik görüntüleme yöntemleriyle de teyid edilmekte. Sonuçlarımızı bilimsel bir makaleye dönüştürdük ve bilimsel kongrelerde de sonuçlarımızı paylaşmaya başladık.

Sonuçlar, uluslararası bilim camiasında da ciddi heyecan uyandırdı. Sanıyorum, Geleneksel Tıbbın Modern Tıp ile integrasyonunda kayda değer bir gelişme bu. Sonuç olarak, medikal sülük tedavisi ve kupa tedavisi memenin İGM hastalığında güvenli ve etkili bir tedavi yöntemi olarak önümüzde. Klinik pratiğimde de ilk sırada başvurduğum kendisi küçük ama şifası büyük olan bu mucizevî canlıyı, kupa tedavisi eşliğinde İGM hastalığı olan tüm hastalara öneriyorum. Memenin tamamının alınmış olabileceği ihtimali düşünülücek olursa olayın değeri daha net anlaşılacaktır…

Sağlıcakla kalın..